Telif Hakkı Nedir?

Telif Hakkı Nedir


Telif hakkı, kişilerin kendi fikri emekleri ile ortaya çıkardıkları ürünlerin üzerinde hukuki olarak elde ettiği haklar olarak tanımlanmaktadır.

Telif Hukukunun Gerekliliği


Telif hukukunun gerekliliği, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile koruma altına alınmıştır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 27. Maddesi;

“1. Herkes toplumun kültürel faaliyetine serbestçe katılmak, güzel sanatları tatmak, bilim alanındaki ilerleyişe katılmak ve bundan yararlanmak hakkına sahiptir.

2. Herkesin sahibi bulunduğu (yarattığı) her türlü bilim, edebiyat veya sanat eserinden doğan manevi ve maddi yararlarını korunmasını isteme hakkı vardır.”

Bu maddeye göre, eserlerin insan yaşamında çok önemli bir yeri olduğu görülmektedir. İlgili kapsamda buluşların ve sanat eserlerinin korunmasını sağlamak adına ise birincil yetkili merciinin devlet olduğuna karar verilmiştir. Öyle ki buluş ve sanat eserlerinin korunmasına ilişkin görev devlet tarafından yasal kuralların korunmasıyla yerine getirilecektir. Elbette ki kültürel yaşamın düzenlenmesi ve de korunmasına yönelik görevin devlet tarafından üstlenilmesin bazı nedenleri vardır. Bunlar;

  • Toplumsal anlamda adaleti sağlamak
  • Toplumun kültürel gelişimine katkı sunmak
  • Ekonomik ve manevi nedenleri yerine getirmek
  • Ulusal anlamda saygınlık kazanmak
  • Teknolojide hızlı bir ilerleme kaydetmek.

Özellikle de fikri haklarının korunmasının temel insan hakları kapsamında yer aldığının unutulmaması gerekmektedir. Bu hakların korunmasında ve geliştirilmesinde iç ve dış dinamiklerin etkisi büyüktür. Aynı zamanda fikri hakların ekonomik anlamdaki yeri de yadsınamaz. Eğer bir toplumda yaratıcı düşünce yeteri kadar korunamazsa, o toplumda ilerleme kaydetmek de ne yazık ki mümkün olmayacaktır. Bu koruma görevini devlet üstlenir ve hakların korunmasında fikri hakka dair oluşturulmuş mevzuata uygun davranılır.

Telif Haklarının Özellikleri


Bir eserin üzerinde telif hakkının doğması için tescil edilmesi gerekmez. Zaten eserin üretilmesiyle birlikte haklar kendiliğinden doğmaktadır. Telif haklarının niteliği soyuttur. Bu kapsamda koruma altına alınan, insan düşüncesinin yani fikri eserin yarattığı da maddi olmayan mallar olarak tanımlanmaktadır. Fakat telif hakkının da somut hale geldiği kapsamdan tamamen ayrı ve bağımsız bir varlığı ve de hukuki değeri olacaktır.

Telif hakları ülkesellik ilkesi kapsamına da girer. Yani bu hakları elde etmek için hangi ülkeden koruma talep ediliyorsa, korumanın şartları ve kapsamı da o ülkenin mevzuatına göre belirlenmektedir. Elde edilen koruma yani telif hakkı herkese karşı ileri sürülebilir haklar arasında yer almaktadır. Fakat toplum menfaatinin korunması açısından da mutlak hak üzerinde bazı sınırlamak kendisini göstermektedir. Bu sınırlamalar;

  • Kamu düzeni
  • Genel ahlak
  • Kamu Yararı

Gibi nedenleri kapsayan sınırlamalar olarak tanımlanır. Ayrıca hususi menfaat yararı için de getirilen bazı istisnalar söz konusudur. Fikri mülkiyet hakları, ilgili mevzuat gereğince belli bir süre boyunca koruma altına alınmaktadırlar. Eğer fikir ürünleri somut bir hale getirilmişse, eşyadan ayrı değerlendirilir ve bağımsız hukuki statüye ulaşır. Fikri ürünler özel kanunlarla, tüzüklerle ve de yönetmeliklerle düzenlenmektedir.

Telif Haklarının Tarihsel Gelişimi

İlk ve Orta Çağ Dönemi


İlk ve orta çağ dönemlerinde fikir ürünlerinin korunmasına ilişkin olarak; “Bir şeyin aslına sahip olan kimse, onun teferruatına da sahip olur.” İlkesi benimsenmiş ve uygulanmıştır. Buna göre eseri üreten kişilerin, iktisadi ya da manevi anlamda korunmasına gereksinim duyulmaz.

İmtiyazlar Dönemi


Bu dönemde fikri haklar hakkında gerçekleştirilen düzenlemelerin tamamı matbaanın icat edilmesiyle başlar. Matbaanın icat edilmesi fikri anlamdaki hakların gelişimi için adeta bir dönüm noktasıdır. İcatla birlikte eserler sayısı çoğaltılmaya başlamıştır. Böylece ortaya kazanç elde eden bir sınıf ortaya çıkmıştır. Bu da beraberinde fikri haklar alanında hukuki koruma ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Fikri alandaki ilk düzenlemeler, idari otoritelerin emirleriyle, basın imtiyazları olarak ortaya çıkmıştır. İlerleyen süreç içerisinde verilen imtiyazlar yayınevi mülkiyetine dönüşmüştür. Eser sahiplerini koruyan ilk kanun ise İngiliz Parlamentosu tarafından 1709 yılında kabul edilmiş “Kraliçe Anne Kanunu” olarak bilinir.

Türkiye’de Telif Haklarının Tarihsel Gelişimi


İlk Türk matbaası 1727 yılında kurulmuştur. Bu nedenle ülkemizde telif hakları alanındaki tüm gelişmeler batıda meydana gelen gelişmelerden 300 yıl gecikmeli olarak takip edilir. Osmanlı döneminde telif hakları ile alakalı hukuki düzenleme 1857 tarihli Telif Nizamnamesidir. Bu nizamnameye göre; eseri basılan nüshalar tükeninceye dek, eserlerin üzerinde zilyetliği bulunur. Yazarlar da hayat boyunca imtiyaza sahiptirler. Eserler anlaşmada belirtilen miktarda basılamaz ve bu kural ihmal edilirse de ceza uygulanırdı.

Gerçek anlamdaki ilk fikir ve sanat eserleri kanunu ise 8 Mayıs 1910 tarihinde çıkan “Hakkı Telif Kanunu” olarak bilinir. Bu kanun dönemin Millî Eğitim Bakanlığı’nın talebi ve de İstanbul Hukuk Fakültesi’nin talimatı üzerine çıkarılmıştır. Prof. Hırsch tarafından hazırlanmış olan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Türklerin kültü ve sanat yaşamını belirlemiştir. Kanunun 14. Maddesi uyarınca eserlerin çevirileri de serbest hale getirilmiştir. Daha sonra 1952 yılında yeni bir kanun yürürlüğe girmiş ve yıllar boyu değişime uğrayarak günümüzde gelmiştir.

Ülkemizin Uluslararası Anlaşmalara Katılımına İlişkin Tarihsel Süreç


Cumhuriyet döneminde, Lozan Anlaşmasına ekli olarak sunulan Ticaret Sözleşmesi’nde, ülkemizin sınai, edebi ve de artistik mülkiyelerinin korunmasına yönelik milletlerarası anlaşmalara 12 aylık bir süreç içerisinde katılması öngörülmüştür. Fakat ülkemiz, çeviri eserlere ilişkin ihtiyacını vurgulamış ve çekincelerini ileri sürerek, sözleşmeye taraf diğer devletlerin itirazları üzerine ülkemizin sözleşmeye katılması da ne yazık ki mümkün olmamıştır. 1951 yılında gelindiğinde Türkiye Bern Birliği’ne taraf olmayı başarmıştır. 1955 yılında ise Bern sözleşmesi kabul edilmiştir. Bu gelişme ile yeni sözleşmeye uygun kanunlar çıkarılmıştır.

5848 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun Düzenleme Alanı


Bu kanunla; eser, eser sahibi, eser sahiplerinin hakları, eserlerin korunma süreleri, eser sahiplerinin haklarına ilişkin olarak ortaya çıkan istisnalar ve kısıtlamalar, meslek birlikleri, elde edilen hakların devri, bağlantı haklar, ilhaller ve yaptırımlar düzenlenmiştir.

Eser


Bir sanat ürününün eser olarak kabul edilerek koruma altına alınabilmesi için; fikri bir çabanın ürünü olması, sahibinin hususiyetini taşıması, şekillenmiş olması ve de kanunda sayılan eser türlerinden herhangi birinin kapsamına giriyor olması şarttır. Eser çeşitleri şu şekilde sıralanır;

  • İlim ve Edebiyat Eserleri
  • Musiki Eserleri
  • Güzel Sanat Eserleri
  • Sinema Eserleri
  • İşlenme ve Derlemeler

Eser sahibi ise; kanuna göre bir eseri meydana getiren kişi olarak tanımlanmaktadır. Öyle ki bir eserin birden fazla sahibi de olabilir. Bir işletmenin ya da derlemenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları saklı olmak kaydıyla onu işleyen kişi olarak tanımlanır. Sinema eserlerinde ise; yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı eserin ortak sahipleridir. Çizgi filmlerde de animatörler eser sahipleri olarak sayılır.

Eser Sahiplerinin Hakları


5846 sayılı kanuna göre eser sahipleri manevi olarak; umuma eserini sunma yani arz etme, eser isminin belirtilmesi yetkisine, eserde değişiklik yapılmasına men yetkisi, eser sahibinin malik ve zilyede karşı hakları vardır. Eser sahiplerinin mali anlamda da işleme hakkı, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, temsil hakkı ve umuma iletim hakkı vardır.

Hakların Devri


Eser sahipleri ya da eser miras kalmış kişiler mali haklarını, karşılıklı ya da karşılıksız olarak, süreli ya da süresiz olmak suretiyle devretme hakkına sahiptirler. Mali haklara ilişkin sözleşme yazılıdır. Devre konu haklar da ayrı ayrı gösterilir. Hakların istisnaları kapsamında; kamu düzeni düşüncesiyle, genel menfaat düşüncesiyle, kişilerin hususi menfaati düşüncesiyle, kopya ve neşirle hükümete tanınan yetkiler girmektedir.

Bağlantılı Hak Sahibi

 

  • İcracı sanatçılar; eserleri özgün biçimde yorumlayan, tanıtan, anlatan, söyleyen, çalan ya da daha farklı şekilde icra eden kişiler.
  • Fonogram yapımcıları; içre ürünü olan sesleri ve diğer sesleri plak, kaset ve cd gibi ses taşıyıcılarına ilk defa tespit ederek durumun hukuksal boyutunu üstlenen kişilerdir.
  • Radyo ve Televizyon Kuruluşları; kablolu, kablosuz ve uydu aracılığıyla her türlü yayını yapan kuruluşlardır.
  • Film Yapımcıları; görüntüleri anlaşılabilecek, çoğaltabilecek ya da iletilebilecek şekilde bir araca kaydeden kişilerdir.